Psikolojiden » Psikoloji » İlişkilerde Hep Veren Taraf Olmak: Sevgi mi, Kendinden Vazgeçmek mi?

İlişkilerde Hep Veren Taraf Olmak: Sevgi mi, Kendinden Vazgeçmek mi?

Editör

–

İnsan ilişkilerinde yakınlık, paylaşım, güven ve karşılıklı destek önemli bir yere sahiptir. Bir ilişkinin sürdürülebilir olmasında yalnızca sevgi ve bağlılık değil, tarafların birbirlerine ne sundukları ve birbirlerinden ne alabildikleri de rol oynar. Zaman, ilgi, emek, anlayış, destek ve sorumluluklar ilişkilerde sürekli bir alışveriş yaratır.

Ancak bu alışveriş her zaman eşit miktarda gerçekleşmez. İlişkilerin bazı dönemlerinde taraflardan biri daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Önemli olan, bu farklılığın ilişkinin genelinde kalıcı bir dengesizliğe dönüşmemesidir.

İlişkilerde “alma” ve “verme” ne anlama gelir?

Alma ve verme yalnızca somut yardımlar üzerinden değerlendirilmemelidir. Bir kişinin partnerine zaman ayırması, onu dinlemesi, zor bir döneminde yanında olması veya günlük sorumluluklardan bir bölümünü üstlenmesi “verme” davranışlarına örnek oluşturabilir.

Bunun karşılığında destek görmek, anlaşılmak, ilgi görmek, yardım kabul etmek ve ihtiyaçların ifade edilebilmesi ise ilişkinin “alma” tarafını oluşturur.

Sağlıklı bir ilişkide bu iki alanın matematiksel olarak eşit olması beklenmez. Bunun yerine karşılıklılık duygusunun bulunması önemlidir. Taraflardan biri sürekli olarak emek veren, diğeri ise ağırlıklı olarak alan konumunda olduğunda zaman içerisinde kırgınlık, yorgunluk ve ilişkiden uzaklaşma gibi duygular ortaya çıkabilir ve ilişkinin dengesi bozulabilir.

Sürekli veren taraf olmak

Bazı kişiler ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarından önce karşı tarafın ihtiyaçlarını düşünmeye daha yatkın olabilir. Sorunları çözmeye çalışmak, yardımcı olmak, karşı tarafın beklentilerini yerine getirmek ve çatışmalardan kaçınmak zamanla kişinin ilişkideki temel rolü haline gelebilir.

Başlangıçta fedakârlık olarak görülen bu davranışlar, uzun vadede kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden olduğunda zorlayıcı hale gelebilir.

Özellikle kişinin “Hayır” demekte zorlanması, dinlenmeye ihtiyaç duyduğu halde sorumluluk almaya devam etmesi veya karşı tarafın memnuniyetini kendi iyilik halinin önüne koyması, ilişkideki alma-verme dengesinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.

Burada önemli olan, vermenin kendisinin sorun olarak görülmemesidir. Sorun, kişinin kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını sürekli olarak yok sayması, başkasının ihtiyaçlarını, kendi ihtiyaçlarının önüne koymasıdır.

Almak neden zor olabilir?

İlişkilerde dikkat çeken bir diğer durum ise yardım veya ilgi kabul etmekte zorlanmaktır.

Bazı kişiler başkalarından destek istemeyi güçsüzlük olarak değerlendirebilir. “Kendi başına halletmek”, “kimseye yük olmamak” veya “her zaman güçlü görünmek” gibi düşünceler, kişinin ihtiyaçlarını paylaşmasını zorlaştırabilir.

Oysa yakın ilişkiler yalnızca bir kişinin diğerine destek olmasıyla kurulmaz. Karşılıklı destek verebilmek kadar, gerektiğinde destek kabul edebilmek de ilişkinin doğal bir parçasıdır.

Sürekli olarak veren tarafta kalmak, kişiye kontrol hissi sağlıyor gibi görünse de zaman içerisinde ilişkide karşılıklılığın azalmasına, kişinin çoğu şeyi tek başına yapmasına neden olabilir. Bu nedenle sağlıklı bir ilişki, yalnızca başkalarına destek olabilme kapasitesini değil, başkalarının desteğini kabul edebilme kapasitesini de içerir.

Fedakârlık ile kendinden vazgeçmek arasındaki fark

İlişkilerde fedakârlık kaçınılmaz olabilir. Bir partnerin zor bir döneminde diğerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesi veya bir arkadaşın ihtiyaç duyduğu dönemde daha fazla destek sunulması ilişkinin doğal bir parçasıdır.

Ancak fedakârlık ile kişinin kendisinden vazgeçmesi arasında önemli bir fark vardır.

Fedakârlık kişinin kendi seçimiyle ve sınırlarını koruyarak gerçekleştirdiği bir davranışken, kendinden vazgeçme kişinin ihtiyaçlarını sürekli olarak yok sayması anlamına gelebilir.

Bu ayrım özellikle uzun süreli ilişkiler açısından önem taşır. Bir kişinin ilişkiyi sürdürebilmek adına sürekli olarak kendi isteklerinden, sınırlarından ve ihtiyaçlarından vazgeçmesi, zaman içerisinde ilişkinin niteliğini olumsuz etkileyebildiği gibi kişinin kendine olan bakış açısını da olumsuz yönde etkileyebilir.

Sağlıklı sınırlar alma-verme dengesini destekler

İlişkilerde sınır koyabilmek, karşı tarafı reddetmek veya ilişkiden uzaklaşmak anlamına gelmez. Aksine sınır koymak, kişinin kendi ihtiyaçlarını ve kapasitesini açıkça ifade edebilmesine ve  kendisini korumasına yardımcı olur.

Bir kişinin her talebe olumlu yanıt vermemesi, ilişkiye değer vermediği anlamına gelmez. Benzer şekilde karşı tarafın ihtiyaçlarının bulunması da kişinin her ihtiyacı karşılamakla sorumlu olduğu anlamına gelmez.

Sağlıklı ilişkilerde tarafların hem kendi sınırlarını ifade edebilmesi hem de karşı tarafın sınırlarına saygı gösterebilmesi beklenir.

 İlişkilerde denge her zaman aynı kalmaz

Alma-verme dengesi sabit bir yapı değildir. Yaşam koşulları değiştikçe ilişkilerdeki roller de değişebilir.

Örneğin iş kaybı, yoğun çalışma dönemi, ebeveynlik, hastalık veya yaşamda meydana gelen diğer önemli değişimler sırasında taraflardan biri diğerinden daha fazla destek alabilir. Bu durum tek başına sağlıksız bir ilişkinin göstergesi değildir.

Asıl dikkat edilmesi gereken, geçici olarak ortaya çıkan farklılığın kalıcı bir ilişki biçimine dönüşüp dönüşmediğidir.

Sağlıklı ilişkilerde zaman zaman bir taraf daha fazla verir, başka bir dönemde ise diğer taraf daha fazla destek sunabilir. Karşılıklılık, tam da bu değişkenliğe alan açabilmekle ilişkilidir.

Kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de önemlidir

Alma-verme dengesi yalnızca kişiler arası ilişkiler açısından ele alınmamalıdır. Kişinin kendisine nasıl davrandığı da bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olan ancak kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen kişiler, zaman içerisinde kendi sınırlarını fark etmekte zorlanabilir. Dinlenme, kişisel zaman, sosyal destek ve duygusal ihtiyaçlar da en az başkalarına sunulan destek kadar önemlidir.

Bu nedenle ilişkilerde denge değerlendirilirken yalnızca “Karşı tarafa ne veriliyor?” sorusu değil, “Kişi kendisi için neye izin veriyor?” sorusu da dikkate alınmalıdır.

Sağlıklı ilişki, karşılıklı alan yaratabilmektir

İlişkilerde alma ve verme dengesi, bir hesap tablosu gibi değerlendirilmemelidir. Her davranışın aynı ölçüde karşılık bulması elbette mümkün değildir. Bunun yerine ilişkinin genelinde karşılıklı ilgi, emek, saygı ve destek duygusunun bulunması önemlidir.

Bir ilişkinin sağlıklı ilerleyebilmesi için kişinin hem verebilmesi hem de gerektiğinde alabilmesi gerekir. Sınırların korunması, ihtiyaçların ifade edilmesi ve karşı tarafın ihtiyaçlarına da alan açılması bu dengenin önemli parçalarıdır.

Sonuç olarak ilişkilerde önemli olan sürekli olarak “veren” ya da “alan” taraf olmak değil, ilişkinin ihtiyaçlarına göre bu roller arasında esnek biçimde hareket edebilmektir. Kendinden vazgeçmeden vermek ve suçluluk duymadan alabilmek, karşılıklı ve sürdürülebilir ilişkilerin önemli unsurlarından biridir.

Sıkça Sorulan Sorular

İlişkilerde alma-verme dengesinin bozulduğu nasıl anlaşılır?
Taraflardan birinin sürekli sorumluluk aldığı, diğerinin ise ağırlıklı olarak destek aldığı ilişkilerde dengesizlik hissi ortaya çıkabilir. Sürekli yorgunluk, kırgınlık, karşılık görmediğini düşünme veya ilişkide yalnız hissetme gibi deneyimler, ya da öfke hissetmek ilişkinin dinamiklerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
İlişkilerde her şey eşit olmak zorunda mıdır?
Hayır. Sağlıklı bir ilişki matematiksel bir eşitlik gerektirmez. Yaşam koşullarına bağlı olarak dönemsel farklılıklar oldukça doğaldır. Önemli olan uzun vadede karşılıklılık ve karşılıklı özen duygusunun korunabilmesidir.
Çok fedakârlık yapmak ilişkinin sağlıklı olduğunu gösterir mi?
Tek başına göstermez. Fedakârlık ilişkilerin doğal bir parçası olabilir. Ancak kişinin sürekli olarak kendi ihtiyaçlarını yok sayması ve ilişkiyi sürdürebilmek için kendisinden vazgeçmesi, sağlıklı bir denge açısından yeniden değerlendirilmesi gereken bir durum olabilir.
Yardım istemekte ya da talep etmekte zorlanmak ilişkileri etkiler mi?
Etkileyebilir. Yardım istemekte sürekli zorlanmak, kişinin ihtiyaçlarını karşı tarafa aktaramamasına ve ilişkide tek taraflı bir destek verme biçiminin oluşmasına neden olabilir. Yakın ilişkilerde ihtiyaçların ifade edilebilmesi ve gerektiğinde destek kabul edilebilmesi karşılıklılığı güçlendirebilir. Özellikle talep etmek, kişinin ihtiyaçlarını yalnızca karşı tarafın kendiliğinden fark etmesini beklemek yerine açıkça ifade etmesi anlamına gelir. İlişkilerde “Ben söylemeden anlamalı” beklentisi, zamanla kırgınlık ya da öfke yaratabilir. Çünkü karşı tarafın ihtiyaçları kendiliğinden fark etmesini beklemek, iletişimi belirsizleştirebilir.
Arzu Doğan

Bu yazıyı yazan
Arzu Doğan · Uzman Klinik Psikolog
Psikolojiden üzerinden online danışan kabul ediyor.

Randevu Al

İlgili İçerikler

İlişkilerde Hep Veren Taraf Olmak: Sevgi mi, Kendinden Vazgeçmek mi?

İnsan ilişkilerinde yakınlık, paylaşım, güven ve karşılıklı destek önemli bir yere sahiptir. Bir ilişkinin sürdürülebilir olmasında yalnızca sevgi ve bağlılık değil, tarafların birbirlerine ne sundukları ve birbirlerinden ne alabildikleri de…
Read More

Online Terapi Nedir? Uzman Bir Psikologla Nasıl Görüşülür?

Evden çıkmadan, kendi ortamınızda, güvendiğiniz bir psikologla görüşmek artık mümkün. Online terapinin nasıl işlediğini ve doğru psikoloğu nasıl seçeceğinizi bu yazıda anlatıyoruz.Son yıllarda online terapi, özellikle yoğun çalışma temposu olan,…
Read More

Bilişsel Çarpıtmalar Nedir? 10 Düşünce Tuzağı

Kaygı, öfke ya da umutsuzluk anlarında zihnimiz bize gerçeği değil, çarpıtılmış bir hikâyeyi anlatabilir. Bilişsel çarpıtmaları tanımak, o hikâyeyle aranıza mesafe koymanın ilk adımıdır.Bir sınavdan düşük not aldığınızda “ben zaten…
Read More

Sosyal Medya Psikolojimizi mi Bozuyor?

Sosyal medya psikolojiyi tek başına bozmaz. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz kullanım ruh sağlığınız üzerinde ciddi sorunlara yol açabilir.
Read More

Panik Atak Geçiren Birine Nasıl Müdahale Edilir?

Öncelikle kişinin yanında olduğunuzu hissettirin. Sakin bir ses tonuyla konuşun ve yalnız olmadığını söyleyin. Kişiyi yavaş nefes almaya teşvik edin.
Read More

Depresyonda Sabahları Neden Kalkmak Zor Geliyor?

Bazı kişilerde depresyon belirtileri sabah saatlerinde daha yoğun yaşanır. Psikiyatride bu durum diürnal duygu durum değişikliği olarak adlandırılır. Kişi sabah kendisini daha kötü hissederken gün ilerledikçe belirtiler hafifleyebilir.
Read More

Dijital Detoks Nedir? Ruh Sağlığına Etkileri Nelerdir?

Akıllı telefonlar, sosyal medya ve dijital ekranlar günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Ancak ekran başında geçirilen sürenin artması,…
Read More

Depresyonu Erken Fark Etmenin Yolları

Depresyon, yalnızca üzgün hissetmekten ibaret değildir. Duygu durumunda düşüncelerde, davranışlarda ve günlük yaşam alışkanlıklarında zamanla ortaya çıkan değişikliklerle kendini gösterebilir….
Read More

Konfor Alanı Nedir? Konfor Alanından Nasıl Çıkarsınız?

Konfor alanı, kişinin kendisini güvende hissettiği, alışık olduğu davranışları sürdürdüğü ve belirsizlikle karşılaşmadığı yaşam alanını ifade eder. Konfor alanı her…
Read More

Ekonomi Psikolojinizi Nasıl Etkiliyor? Ekonominin İnsan Psikolojisine Etkileri

Ekonomik koşullar yalnızca harcamaları ve yaşam standartlarını değil, ruh sağlığını da doğrudan etkiler. Artan yaşam maliyetleri, borç yükü, iş güvencesi…
Read More